Bu yazıyı akşam saatlerinde, ormanın içindeki küçük bir evde tek başımayken yazıyorum.
Etraf sessiz.
Zihnim sakin.
Ve uzun zamandır bilinçli olarak girdiğim o yalnızlığın içinde, duygularımı ilk kez bu kadar net ifade edebildiğimi hissediyorum.
Belki bugün bazı hedeflerime ulaşmış olsaydım yine güzel yazabilirdim.
Fakat büyük ihtimalle bu kadar gerçek, bu kadar filtresiz ve bu kadar içten anlatamazdım.
Çünkü henüz yolun içindeyim.
Ve yolun içindeki insanların anlatacakları, çoğu zaman zirveye ulaşmış insanların anlattıklarından daha değerlidir.
Hepimizin hedefleri var.
Kimimiz başarılı bir şirket kurmak istiyoruz.
Kimimiz binlerce insanın önünde konuşmak istiyoruz.
Kimimiz yıllardır geliştirdiğimiz yeteneğimizi dünyaya göstermek istiyoruz.
Hedefler farklı olabilir.
Fakat ortak düşündüğümüz bir şey var.
Hepimiz bu hedeflerin bir bedeli olduğunu biliyoruz.
Zorlanacağımızı da biliyoruz.
Peki ya süreç, düşündüğünüzden çok daha ağırsa?
Peki ya sizi gerçekten vazgeçirecek kadar yorarsa?
İşte insanların çoğu tam olarak bu noktaya hazırlıksız yakalanıyor.
Çünkü daha işe başlamadan önce sadece buzdağının görünen kısmını görüyorlar.
Gerçek mücadele ise suyun altında başlıyor.
Size kendi hayatımdan bir örnek vereyim.
Otomasyon sistemleri sattığım şirkette (Sach Türkiye Air Technologies) çalışmaya başlamadan önce zihnimde çok basit hesaplar yapıyordum.
"100 firmaya ulaşırım."
"Bunların 20 tanesi toplantı ister."
"5 tanesine satış yaparım."
"Her biri ortalama 500 bin TL olsa..."
Sonuç?
2,5 milyon TL.
Kulağa oldukça mantıklı geliyor, değil mi?
Ben de öyle düşünüyordum.
Gerçek ise bambaşkaydı.
100 firmaya ulaştım.
Sadece 8'i toplantı kabul etti.
Ve...
0 satış yaptım.
Evet.
Sıfır.
İşte buzdağının görünmeyen kısmı tam olarak buydu.
Ve insanların size çoğu zaman anlatmadığı bölüm de burası.
Çünkü insanlar genellikle başarı hikâyelerini anlatmayı sever.
Başarısızlıklarını değil.
Süreci olduğundan kolay gösterirler.
"Sende yapabilirsin."
"Yeter ki inan."
"İnanmak başarmanın yarısıdır."
Ben buna katılmıyorum.
Bana göre inanmak, başarının belki de sadece ilk adımıdır.
Yaklaşık %5'i.
Geri kalan kısmı ise tamamen yönetebilme becerisidir.
Stresi yönetebilmek.
Riski yönetebilmek.
Krizleri yönetebilmek.
İnsan ilişkilerini yönetebilmek.
Müşteriyi anlayabilmek.
Satış ve pazarlamayı öğrenebilmek.
Rakiplerinden ayrışabilmek.
Ve en önemlisi...
Her şeye rağmen oyunun içinde kalabilmek.
Peki başarı gerçekten ne zaman geliyor biliyor musunuz?
100 temas kurup sadece %8 geri dönüş aldığınızda...
0 satış yaptığınızda...
Moraliniz tamamen bozulduğunda...
Ertesi gün yeniden bilgisayarın başına oturabiliyorsanız...
İşte başarı tam o anda başlıyor.
Çünkü çoğu insan sonucu kaybettiğinde mücadeleyi de bırakıyor.
Başarılı insanlar ise mücadeleyi bırakmadıkları için sonucu değiştiriyor.
Elbette aynı hataları tekrar ederek değil.
Her reddedilişten sonra stratejinizi yenileyerek...
Eksiklerinizi analiz ederek...
Kendinizi geliştirerek...
Ben bunun detaylarını satış ve pazarlama bölümünde ayrıca anlatacağım.
İnsanlar size çoğu zaman hedefleri anlatırlar.
Ama sürecin psikolojik maliyetinden pek bahsetmezler.
Oysa bazı başarıların görünmeyen bedelleri vardır.
Bazen yalnız kalırsınız.
Bazen insanlar sizden uzaklaşır.
Bazen çevreniz küçülür.
Bazen kendinizi uzun süre anlaşılmamış hissedersiniz.
İlginç olan ise tam bu dönemlerde insanları daha iyi analiz etmeye başlamanızdır.
Kimin gerçekten yanınızda olduğunu...
Kimin sadece iyi günlerde yanınızda bulunduğunu...
Ve hangi ortamların size iyi gelmediğini daha net görmeye başlarsınız.
Eğer hedeflerinize ilerlerken eş zamanlı olarak insanlar da hayatınızdan çıktıysa...
Bu satırlar size ağır gelebilir.
Ama bilin ki yalnız değilsiniz.
O acının içinden geçin.
Çünkü bazı dersler yalnızca acının içinde öğreniliyor.
Ben de bunu yaşadım.
Satış yapamadığım dönemlerde...
Sevdiğim bazı insanları hayatımda kaybettiğim dönemlerde...
Çok fazla yalnız kaldım.
Geceleri odamda reddedildiğim projeleri düşünüyor...
Ertesi gün nasıl daha iyi olabileceğimi planlıyordum.
Yeni stratejiler üretiyordum.
Yeni kitaplar okuyordum.
Bazen de kitabımı alıp ormana gidiyordum.
Sessizlikte düşünmek bana iyi geliyordu.
Belki bunları okurken beni depresif biri olarak görebilirsiniz.
Fakat bence mesele bu değil.
Mesele, duygularınızdan kaçıp kaçmamanız.
Eğer duygularınızla yüzleşmiyorsanız, onlar bir gün zaten sizinle yüzleşecektir.
Bunu yalnızca ben söylemiyorum.
Acceptance and Commitment Therapy (ACT) alanında yapılan araştırmalar; duygulardan sürekli kaçınmanın uzun vadede psikolojik sıkıntıları artırabildiğini, buna karşılık duyguları kabul ederek onlarla temas kurmanın daha sağlıklı sonuçlar doğurabildiğini gösteriyor.
Kaynakça
Coping with Emotional Pain: An Experimental Comparison of Acceptance vs. Avoidance Coping. Journal of Contextual Behavioral Science, 2024.
Size içtenlikle bir şey söylemek istiyorum.
Hayatımın en zor dönemlerinden biri, yaklaşık sekiz ay boyunca satış yapamadığım dönemdi.
Sosyal medyamı kapatmıştım.
Çevremi oldukça küçültmüştüm.
Stresle mücadele etmekte zorlanıyordum.
Eğer o dönemde tamamen dağılsaydım...
Bugün büyük ihtimalle bu yazıyı yazamazdım.
Ama sonra kendime şunu sordum.
"Pes edersem gerçekten mutlu olacak mıyım?"
Hayır.
O zaman elimde iki seçenek vardı.
Ya yaşadığım acıların beni tüketmesine izin verecektim...
Ya da onları kendimi yeniden inşa etmek için kullanacaktım.
Ben ikinci yolu seçtim.
Ve bugün geriye dönüp baktığımda şunu çok net söyleyebiliyorum:
İnsan, en çok zorlandığı dönemlerde büyüyor.
En büyük olgunlaşma da çoğu zaman en büyük acılardan sonra geliyor.
Bu yazıyı yazarken bile birçok kez silip yeniden başladım.
Çünkü bu kadar kişisel şeyleri paylaşmak kolay değil.
Fakat sosyal medyada sürekli başarı hikâyeleri gören insanların, işin gerçek tarafını da görmesini istedim.
Çünkü gerçekler her zaman alkışlanmaz.
Bazen can yakar.
Ama insanı geliştiren de çoğu zaman tam olarak o gerçeklerdir.
Son olarak şunu söylemek istiyorum.
Hayat size acı verecek.
Bu kaçınılmaz.
Fakat o acıyla ne yapacağınıza siz karar vereceksiniz.
Ya yaşadığınız her şeyi kendinizi tüketmek için kullanırsınız...
Ya da aynı duyguları, kendinizi yeniden inşa etmek için.
Karar tamamen sizin..
